2010-12-26

Ölürsek şehid, kalırsak gazi...

Ölürsek şehid, kalırsak gazi...


Kânûnî Sultân Süleymân, (Mohaç Seferinde) gece geç vakitlere kadar namaz kılıp, secdede göz yaşı dökerek Allahü teâlâya yalvardı. Askerinin muzaffer olması için Yâsîn-i şerifler okuyarak, âlim ve evliyâyı cenâh-ı Hakk’a vesile eyledi. 29 Ağustos 1526 sabahı, namazdan sonra birlikte yerlerini aldılar. Pâdişâh zırhlı elbisesini giymiş ve bir ak ata binmişti. Başında bir tolga ve tolganın üzerinde de üç sorguç görülüyordu. Savaş kıyafeti ile orduyu son bir defa teftiş etti. Dalgalanan şanlı sancak altında, ellerini gök yüzüne açarak yaşlı gözlerle;

“Yâ Rabbî! Kudret ve kuvvet senden! İmdât ve himaye senden! Ümmet-i Muhammed’e yardım et” diye duâ etti.

Bütün mücâhidler, Pâdişâh’ın bu duâsına “Âmîn!..” dediler. Sonra mücâhid Gâzilerine dönerek; “Ey şu mübarek sancak-ı şerîf (sevgili Peygamberimizin sancağı) altında toplanan müslümanlar!.. Ey yeniçeriler, azaplar, sipahiler!.. Humbaracılar, çarhacılar, akıncı beylerim!.. Erlerim, erenlerim, askerlerim! Cümle âlem bilir ki, müslümanlar, yalnız ve sâdece Allah rızâsını kazanmak için cenk ederler. İşte biz buralara kadar, İslâm dîninin yayılmasını engelemek isteyen fitnecilerle savaşmaya geldik. Ölürsek şehîd, kalırsak gâzi... Gayri göreyim sizi...” deyince, gâzileri coşkun bir yiğitlik dalgası ve alev alev yakan bir îmân rüzgârı sardı.

Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Bu ay öne çıkanlar