2010-12-20

Önce Vatan

Önce Vatan


Sene 1877, aylardan Kasım. Ruslar Erzurum’a kadar geldiler. Kasıp kavuran dondurucu soğuğa rağmen, kalplerde alev alev yanan vatanı müdâfaa etme sevgisi var. Aziziye tabyalarına giren Ruslara karşı Erzurumlu kadın, erkek, çocuk ve ihtiyarlardan meydana gelen gönüllüler ordusu, Türk’ün târihine, başka birmilletin harp târihinde eşi bulunmayan çok şanlı bir savaş yazdılar. Târihe altın harflerle yazılan bu savaşta, Türk kadını asırlardır teriyle yoğurduğu yurt toprağını kanıyla sulayarak asaletini göstermiş, vatan müdâfaasında aşılmaz bir kale olduğunu bir defa daha isbatlamıştı.

Erzurum kalesinde müdâfaa için hazırlanan Gâzi Ahmed Muhtar Paşa’ya gelen gün görmüş yaşlı ihtiyarlar şunları söylediler:

“Vatan ve millet uğrunda kanlarımızın son damlasına kadar savaşmağa hazırız. Birbiri üzerine yığılacak şehîdlerimizle ikinci bir kale meydana getireceğiz. Bütün aile ve çocuklarımızla bu asil gayenin önünde öleceğiz, ama bu şehri bırakmıyacağız...”

Yiğit dadaşların bu sözleri karşısında gözleri yaşaran Ahmed Muhtar Paşa, düşmanı muhakkak yeneceklerini söyliyerek yaralı kalplerine su serpti.

Kasım ayının 22. gecesi sabaha iki saat kala Topdağı’nda bulunan Aziziye tabyasında ateş başladı ve hemen yayıldı. Erzurum ayağa kalkmıştı. Ortalık ağarırken iç kale Ayaz Paşa mahallesindeki câminin müezzini 80 yaşındaki Hacı Abdullah minareye çıkarak; düşmanın Aziziye istihkâmına girdiğini, eli silâh tutan herkesin düşman üzerine yürümesini bütün gücüyle söyledi. Diğer minarelerden de halk teşvik edilince; silahıyla, kazmasıyla, yabasıyla herkes Aziziye istihkâmına doğru akmaya başladı. Gözü yaşlı analar; “Haydi yiğitlerim, haydi ağalarım, sizin gibi dadaşlara kurban olayım. Şu düşmanın hakkından gelin, bizi ayaklar altında çiğnetmeyin! Analarınız sizi bugün için doğurdu” diyerek sel gibi akan kalabalığı teşvik ediyordu.

Asker ve halk Aziziye tabyalarına varmıştı. Çocuğundan, kadınından, erinden, yer yer şehîd ve yaralılar çoğalmıştı. Ama buna rağmen yavrusunun şehîd düştüğüne bakmıyarak kurşun sıkmaya devam eden gözü yaşlı analar, beride anasının düşman kurşunu ile kanayan kalbini sarmadan ileriye atılan yiğit yavrular, daha ötede dedesinin, ağabeyinin, emmisinin yaralarını sarmaya çalışan genç kızlar görülüyordu.

Tabyalarda saatlerce süren kanlı boğuşma neticesinde, Rus askeri binlerce ölü ve yaralı bırakarak selâmeti kaçmakta buldu.

-------------------------------------------

1) Anadolu’da Rus muhârebesi 1876-1877 (Gâzi Ahmed Muhtar Paşa, İstanbul, tarihsiz); cild-2, sh. 129

2) Mir’ât-ı hakikat (İstanbul-1983); sh. 364

3) Îzahlı Osmanlı Târihi Kronolojisi; cild-4, sh. 300

4) Başımıza Gelenler; cild-3, sh. 779

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Bu ay öne çıkanlar