2010-12-19

Rahmetli istihzayı(alay etmeyi) severdi

Rahmetli istihzayı(alay etmeyi) severdi


Mısır’ın fethinden sonra karargâhın uzun müddet orada kalması, asker arasında huzursuzluğa sebep olmuştu. Fakat kimse cesaret edip de Yavuz Sultan Selim Hân'a, artık İstanbul'a dönme teklifini de getiremiyordu. Ordunun ileri gelenleri bu hususun padişaha arzını, Anadolu kazaskeri olan İbn-I Kemâl (rh.)' den rica etmişler, o da fırsat kollamaya başlamıştı. Bir gün at gezisi yaptıkları bir sırada hünkâr sordu:

— Asker arasında neler söyleniyor hocam?
— Nil kenarında bir askerin türkü çığırdığını işittim. İrâde buyurursanız söyleyeyim; hatırımda kalmıştır.
— Söyle!..
— Nemiz kaldı bizim mülk-l Arap'ta
Nice biz dururuz Şâm u Halep'te
Cihan halkı kamu tuş u tarabda
Gel ahi gidelim Rum illerine...

Celalli hükümdar Yavuz Selim Hân, türkünün hocası İbn-i Kemâl tarafından uydurulduğunu sezmekle birlikte ses çıkarmadı. Ertesi gün dönüş hazırlıkları yapılması için hemen emir verdi.
Dönüş yolunda kazasker ile padişah gene bir at gezisine çıkmışlardı. Yavuz hocasına tekrar sordu:
— Hocam! Siz hatırlarsınız, hocanız Molla Lûtfi niçin katlolunmuş idi?
— Rahmetli istihzayı(alayı) severdi. Bu yüzden çok düşman kazanmıştı. Halbuki şuh tabiatlı bir âdem idi. Şaka olarak söylediği bazı uydurma şeyler hakikat sanıldı.
— Peki, sen de hocandan böyle şeyler öğrendin mi?
— Duacınız, nöbetimi savdım hünkârım.
— Peki geçen gün söylediğin türküyü sen uydurmadın mı?
— Belî hünkârım, ben uydurdum. Lâkin asker kullarınızın dileklerine göre...
Yavuz, bu dürüst cevaptan hoşlandı, memnun oldu ve ona iltifatta bulundu.

Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Bu ay öne çıkanlar