2011-01-23

Osmanlı Ordusu savaş görüntüleri (üç boyutlu canlandırma)

video

Üzeyir Garih'i İsrail mi öldürdü? - Kadir Mısıroğlu

video

İsmet İnönü'nün son sözleri ne oldu?

video

İnönü, Mustafa Kemal'i neden silmeye çalıştı?

video

Aydın Doğan nasıl gazete patronu oldu?

video

Apo'da bir damla Kürt kanı yoktur - Kadir Mısıroğlu

video

Süleymaniye Camii'nin şifreleri

video

Sarıkamış cephesinden Rusların çektiği gerçek görüntüler

video

Okunamayan edebiyatımız - Yavuz Bülent Bakiler

video

Mustafa Kemal'in harf devrimi cinayettir - Kadir Mısıroğlu

video

Harf devrimi oyunu - Mustafa Armağan

video

Filistin Cephesindeki hain kim?

video

İngilizlerin Çanakkale'de işledikleri savaş suçu; Zehirli Çivi

video

Şaşırdım kaldım işte - Yavuz Bülent Bakiler

video

2011-01-22

Mezarından çıkarılıp cesedi asılan alim

video

İstiklal Mahkemeleri tarafından Erzincan'da işlenen bir hukuk cinayeti. Önce asıp sonra yargılayan istiklal mahkemeleri bu defa da bir ölüyü mezarından çıkartıp astı. Sebep mi? Yahudi'nin dini sembolü olan şapkayı giymemek..

Visal - Serdar Tuncer

video

Osmanlı'da Lübnan

video

Sultan II.Abdülhamid'in Fotoğraf Albümleri

video

Sultan Abdülhamid'in Özel Mülkü

video

Kurbanım - Serdar Tuncer

video

KOÇ Grubunun sermayesi ve BEKO

video

Osmanlı İmparatorluk muydu?

video

Aydın Doğan Medyasının Gerçek Yüzü

video

Bandırma Vapuru'nun Gerçekleri

video

Abdülhamid Han'ın oğlu nasıl yaşadı? Nasıl öldü?

video

Seni Sensiz yaşamak - Serdar Tuncer

video

Dinle imanını - Serdar Tuncer

video

Bizim Yunus - Serdar Tuncer

video

"Kanunsuz suç ve ceza olmaz" ama O'nu astılar

video

İskilipli Âtıf Efendi Niçin İdam Edildi?

Soru: İskilipli Âtıf Efendi'nin ne suçu vardı ki, idam edildi?
Cevap: O devrimlere karşı gelmişti...
Soru: Devrimlere karşı gelmeyi cezalandıran bir kanun var mıydı?
Cevap: Yoktu...
Soru: Ceza hukukunun temel prensibi "Kanunsuz suç ve ceza olmaz" değil midir? Peki onu nasıl idam ettiler?
Cevap: Dedik ya, devrimlere karşı çıkmıştı.
Soru: İskilipli Âtıf Efendi, "Frenk Mukallidliği" adlı risalesini yayınladığında şapka devrimi yapılmamıştı, şapka kanunu çıkartılmamıştı...
Cevap: Yine de devrim aleyhinde olduğu için asılarak idam edilmesi gerekiyordu.
Soru: Savcı onun için idam değil hapis cezası istemişti...
Cevap: Devrime karşı olduğu için idam edilmiştir.
Soru: İstiklâl Mahkemelerinde avukat yoktu, verilen kararlar temyiz edilemiyordu, bu doğru mudur?
Cevap: Elbette doğrudur.
Soru: Âtıf Efendi'nin şiddete veya eyleme yönelik bir tarafı var mıydı? Yoksa niçin idam edildi?
Cevap: Yoktu ama idam edilmesi gerekiyordu.
Soru: Böyle bir idam hukuka, adalete, insafa, vicdana uygun mudur?
Cevap: Değildir ama devrimler ve şapka senin bu saydığın değerlerin üzerindedir.
Soru: Şapka giyildi de ne oldu?
Cevap: Şapka giyerek medeniyette, ilimde, teknikte, ilerlemede, kültürde, sanatta, edebiyatta, zenginlikte, havacılıkta Almanyayı ve Japonyayı geçtik, az zamanda çok mesafe kat ettik, uygarlık semalarına füze gibi fırladık. Daha ne olsun istiyorsun a gerici!

13.06.2010
Meymet Şevket Eygi

2011-01-21

Hiram Usta ve Dul Kadın Heykelleri (video)


   Osmanlı'yı yıkarak ancak dünya hakimiyetini ele geçirebilen Yahudilerin, Zaferlerinin nişanesi gibi pek çok noktaya koydukları, Masonluğun kurucusu kabul ettikleri Hiram Usta'nın Heykellerinden biri İstanbul'da... Osmanlı'nın idare edildiği Topkapı Sarayına dönük....

video

2011-01-20

Düşmanlarımız Çanakkale'yi neden geçemediler?

Uzakdoğu'da bir varoluş mücadelesi: Türk Tatarlarının Bilinmeyen Hikayesi


Rus inkılâbının ardından uzun süredir Rus işgali altındaki Asya topraklarında yaşayan İdil-Ural Türkleri Uzakdoğu’ya göç etmişlerdir. Mançurya bölgesindeki Harbin şehri göçmen İdil-Ural Türkleri için bir buluşma noktası haline gelmiş, 1919’dan sonra da Japonya’ya özellikle de Yokohama, Tokyo, Nagoya ve Kobe’ye taşınmışlardır… 19. yüzyıldan itibaren Tatar aydınlar tarafından temsil edilen ve gurbette birbirlerine sımsıkı sarılan İdil Ural Türkleri gittikleri yerlerde okullar, camiler ve matbaalar kurmuşlar; kültürel faaliyetlerde bulunarak bir varoluş mücadelesi ortaya koymuşlardır…
Bir mezar taşı, bitmiş bir hayat hikâyesinin sonundaki noktadır çok zaman. Bir mezar taşının üzerine işlenmiş üç beş kelimelik bir cümle, yaşanılanların tarihe vasiyetidir aslında. Ve şimdi tarih, er ya da geç kendisine miras bırakılan bütün hayatları anlamak gibi bir sorumluluğun prangasında, Uzakdoğu’da; dalgalarla dövülmüş okyanus kıyılarının, kalabalık şehirlerin, gürültülü otobanların, ormanlarla çevrili sakin kasabaların kenarındaki mezarlıklarda dolaşıyor. Güneydeki okyanuslarda yaşanan sancılı yılları, Batı’daki bloklaşmaların sebep olduğu kanlı savaşların takip ettiği bir devrin uğultusu duyuluyor.

Tokyo’nun Fuchu semtinde bulunan Türk-Tatar mezarlığındaki mezar taşları; Seul Belediyesi’nin arka sokağındaki binaların ketumluğu, Türklerin Uzakdoğu’daki geçmişlerinin bilinmeyen sayfalarını mırıldanıyor. “Hayatı nerde başladı, ömrü nerde bitti!” cümlesinden koparak yayılan hüzün, Türklerin başladığı yerden çok uzaklarda, Uzakdoğu’da biten yaşanmışlıklarını anlatan sayfaları açıyor...

Türklerin Uzakdoğu’daki geçmişleri güvertesinde Halife-i Müslimin Sultan İkinci Abdülhamid’in Güney Asya halklarına gönderdiği selamı dalgalandıran Ertuğrul gemisinin Japonya’ya ulaştığı 1889 yılı ya da Güney Kore’de dünya güçlerinin siyasi hesapları uğruna savaşan Türk askerlerinin Pusan limanından ülkeye ayak bastıkları 1950 yılı ile sınırlı zannedilir. Oysa Türklerin, Uzakdoğu’yla ilk münasebetleri 13. yüzyılda Japonya’yı istila etmek isteyen Moğol ordularının saflarında bulunan Türklerin Japonya’ya gelişleri sırasındaydı. Moğolların Japonya siyasetinden vazgeçerek Çin’e yönelmesiyle Japonya’daki Türk varlığının ortaya çıkışı 19. yüzyıla kadar ertelenmiş olsa da Moğol hâkimiyetine giren Kore’deki Türk varlığı 200 yıl sürmüş, Moğolların ardından bölgede kalan Türk soyları zamanla Korelileşmişti. Türklerin asırlar sonra ikinci defa Uzakdoğu’ya gelişleri ilk önce Ertuğrul gemisinin Yokohama limanına demirlemesiyle gerçekleşecek, ardından Rusya sömürgesi altında yaşayan Orta Asya Türkleri de kalabalık gruplar halinde Uzakdoğu’ya göç etmeye başlayacaklardı. Uzakdoğu’nun birçok ülkesine yerleşen Türklerin Mançurya, Kore ve Japonya gibi ülkelerdeki varlıkları bu defa uzun sürmemiş, bölgedeki siyasi çekişmeler yüzünden dünyanın farklı ülkelerine dağılmışlardı.

İskilipli Âtıf Efendi Niçin İdam Edildi?

İskilipli Âtıf Efendi Niçin İdam Edildi



Soru: İskilipli Âtıf Efendi'nin ne suçu vardı ki, idam edildi?
Cevap: O devrimlere karşı gelmişti...
Soru: Devrimlere karşı gelmeyi cezalandıran bir kanun var mıydı?
Cevap: Yoktu...
Soru: Ceza hukukunun temel prensibi "Kanunsuz suç ve ceza olmaz" değil midir? Peki onu nasıl idam ettiler?
Cevap: Dedik ya, devrimlere karşı çıkmıştı.
Soru: İskilipli Âtıf Efendi, "Frenk Mukallidliği"(Batı Taklitçiliği)  adlı risalesini yayınladığında şapka devrimi yapılmamıştı, şapka kanunu çıkartılmamıştı...
Cevap: Yine de devrim aleyhinde olduğu için asılarak idam edilmesi gerekiyordu.
Soru: Savcı onun için idam değil hapis cezası istemişti...
Cevap: Devrime karşı olduğu için idam edilmiştir.
Soru: İstiklâl Mahkemelerinde avukat yoktu, verilen kararlar temyiz edilemiyordu, bu doğru mudur?
Cevap: Elbette doğrudur.
Soru: Âtıf Efendi'nin şiddete veya eyleme yönelik bir tarafı var mıydı? Yoksa niçin idam edildi?
Cevap: Yoktu ama idam edilmesi gerekiyordu.
Soru: Böyle bir idam hukuka, adalete, insafa, vicdana uygun mudur?
Cevap: Değildir ama devrimler ve şapka senin bu saydığın değerlerin üzerindedir.
Soru: Şapka giyildi de ne oldu?
Cevap: Şapka giyerek medeniyette, ilimde, teknikte, ilerlemede, kültürde, sanatta, edebiyatta, zenginlikte, havacılıkta Almanyayı ve Japonyayı geçtik, az zamanda çok mesafe kat ettik, uygarlık semalarına füze gibi fırladık. Daha ne olsun istiyorsun a gerici!

13.06.2010
Meymet Şevket Eygi

Uydurukça Hastalığı

Uydurukça Hastalığı

Nasıl “mimari”de  bir sanat değeri var, “yapı” da bu yoksa, şimdi “eser” yerine uydurulan “yapıt”ta da bu yoktur.

Bu cemiyet, Mimar Sinan’ın eserine “yapıt” diyecek seviyeye düşmeye görsün, o artık mimari yapamaz.
Yarı dini, yarı lisani muhteşem manalı “kelime”ye “sözcük” diyecek kadar küçülmüş her ruh, dilde taş devrine dönmüş bir iz’an yoksuludur. (…..)

Bir insan bütün bu uyarmalara rağmen, eser yerine yapıtteşkilat yerineörgüttabiat yerine doğamesela yerine örneğin diyebiliyorsa onun bizim milliyetimizden koparılmaya çalışılmış bir kimse olduğundan şüphe etmemeliyiz.

Hele aygıtkalıtkalızgörkembetimlemekçelgenyatsımakişi tini,uzyönümtüm görüt ve benzeri sözcüklerle yapıtlar kurmaya kalkıyorsa hayatınızı muhtemel tehlikelerden korumak için, böylelerinin yanından kaçmanız lazım gelir. ( Türçe’nin Sırları)

"Osmanlı'ya nasıl barbar diyoruz? Onlara barbar demekle asıl biz barbar oluyoruz."



Kanuni Sultan Süleyman devrinde 1552-1556 yılları arasında İstanbul’da dört yıl kalan bir İspanyol Seyyahın (gezgin) notlarından;

… Dünyanın hiçbir yerinde Sinan Paşa’nın, adaleti yerine getirmek ve haksızlıkları önlemek için yapmış olduğu şeylere rastlanmaz.
-Nasıl?
-Sinan Paşa,  sık sık kıyafet değiştirerek dolaşır, olan biteni öğrenmek için lokantalarda yemek yer, yangına karşı tedbir alınıp alınmadığını öğrenmek için geceleri şehri gezerdi. İstanbul’da, herkes mecburen kapısının önünü temizlerdi. Kapısının önünü temiz tutmayanları sokak ortasında cezalandırırdı.

Bir gün beni de yanına almıştı. Çok tuhaf bir şeyle karşılaştım. Üstü başı yırtık, her yanı pislik içinde bir Yahudi ile karşılaştık. Paşa, adamın karısını çağırttı. “Kocan senin yiyeceğini, içeceğini sağlıyor mu?” diye sordu.  Kadın “Evet, çoluğundan çocuğundan hiçbir şey esirgemez” deyince “Kendisinin her ihtiyacını karşılayan kocasının paçasındaki çamuru bile fırçalamayan bu kadını ikaz edin.” Dedi.

Hayatımda bu kadar hoş, bu kadar haklı bir hareket duymadım. Bunlara nasıl barbar diyoruz? Onlara barbar demekle asıl biz barbar oluyoruz.

Çanakkale’yi anlatmak imkansızdır

Çanakkale’yi anlatmak imkansızdır



Osmanlı ordusu için ıslahat yapmak üzere Almanya’dan gelen heyetin başkanı ve1. Dünya savaşında Osmanlı kuvvetlerine Çanakkale ve Filistin’de kumanda eden Alman generali Otto Liman Von Sander hatıratında diyor ki;

“Çanakkale’yi bir asker olarak anlatmak imkansızdır.Çelikten, manevi kudretten, vatan aşkından bir insan yapısı ne demektir? Bu sualin cevabı, işte gösterişsiz, mütevekkil (Allah'ı vekil kılmış, O'na teslim olmuş) ve sessiz Anadolu çocuğunun kendisiydi.

Tarih kitaplarında Türkler için okunanlar, hatta onlarla dövüşenlerin anlattıkları hikayeler hakikati ifadeden acizdirler. Saadet, Türklerle beraber aynı safta dövüşmektir.Bu şerefi ömrümün sonuna kadar taşıyacağım.”

Ermeniler İki Milyon Osmanlıyı Öldürdü



ABD'DEN ŞOK RAPOR
ABD eski Başkanı Reagan’ın danışmanı Fein: “Beyaz Saray araştırma yaptı, Ermenilerin 2 milyon Müslüman Osmanlı’yı katlettiği ortaya çıktı. Ermeniler, kendi arşivlerini açmıyor, çünkü bu gerçeğin ortaya çıkmasını istemiyor…” dedi.

BÜYÜK ERMENİ SOYKIRIMI - Ermeniler Bir Milyon Müslümanı katletti.

BÜYÜK ERMENİ SOYKIRIMI - Ermeniler Bir Milyon Müslümanı katletti.




" Olayların içinde yaşayan Amerikalı yetkililer ve askerler, Avrupalı devletlerin bütün yaygaralarına rağmen, Ermeni Katliamı iddialarını kabul etmemişler; tam aksine Müslüman katliamının olduğunu söylemişlerdir. Bu raporlar, Amerikan arşivlerinde bulunmaktadır."

----

1915 tarihli Ermeni Tehcir'ini (zorunlu göçünü) Ermeni soykırımı olarak görmek mümkün müdür? Bu konuda Ermenilerin ve Batılı bazı yazarların iddialarına nasıl cevap verebiliriz?

Meseleyi bir kaç yönden açıklamak gerekmektedir.

Birincisi; Tarih boyu Ermeniler, millet-i sâdıka sıfatıyla Osmanlı ülkesindezimmî tabir edilen statüde yani Müslüman bir ülkenin gayr-i müslim vatandaşı sıfatıyla yaşamışlar ve Osmanlı Devleti, vatandaşlarına tanıdığı bütün hak ve hürriyetleri onlara da tanımışlardır. Şunu belirteyim ki, 1071'den yani 909 seneden beri, şayet bu uzun tarih dönemeci içerisinde biz Müslüman Türkler, azınlıkların hak ve hürriyetlerine saygı göstermeseydik, bugün Türkiye'de az da olsa azınlıklardan söz edilebilir miydi? Aynı tarih dilimi içerisinde İspanya'da Müslüman azınlıktan eser kalmaması, Avrupalılar, daha doğrusu Hıristiyan milletler ile bizlerin yani Müslümanların, bu konudaki gerçek tutumlarını göstermektedir.


Ermenilere temel hak ve hürriyetler tanındığı gibi, İslâm Dininin koyduğu prensipler ışığında din ve vicdan hürriyeti de tanınmıştır. Tanzimat'tan sonra ve özellikle de İttihâdcılar zamanında, siyasi haklar, Müslümanlar kadar Ermeniler için de kabul edilmiştir. Hatta II. Abdülhamid, maalesef Ermeni katili diye itham bile edilmiştir. II. Abdülhamid döneminde Agop Paşa, Hazine-i Hâssa Nâzırıdır. İttihâdcılar ise Osmanlı Devleti'ne ihanet eden Gabriel Noradungiyan'ı Hâriciye nâzırı(Dış İşleri Bakanı) yapacak kadar basiretsizleşmişlerdir.

Osmanlı Devleti'nin bu davranışlarına karşılık Ermeniler, Rusya'nın tahriklerine kapılarak ve Berlin Muahedesinin 61. maddesine dayanarak devlete isyan etmeye başlamışlardır. Asla çoğunluk teşkil edemedikleri Doğu ve Güneydoğu Vilâyetlerinde Müslüman insanları ve özellikle Müslüman Kürtleri kesmeye başlamışlardır. 1886’ da kurulan Hınçak Cemiyeti ve bunun gibi bir Ermeni komitesi olan Taşnak Cemiyeti üyeleri, Osmanlı ülkesinde terör estirmeye başlamışlardır. Bu terörü Hamidiye Alayları ile durduran Abdülhamid, Kızıl Sultân diye itham edilmiştir. 1894'de Sason'da isyan eden Hamparsum Boyacıyan Harput Milletvekili olarak İttihâdcılar tarafından Meclis'e bile getirilmiştir. Abdülhamid'i bomba olayı ile yok etmek istemeleri, İstanbul'da arka arkaya patlayan Ermeni ayaklanmaları, onların dış güçlerin emriyle hareket ettiklerini açıkça ortaya koymuştur.

Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Bu ay öne çıkanlar