2011-01-04

İRÂDE-İ SENİYYE

İRÂDE-İ SENİYYE



Osmanlı Devletinde özel veya resmî bir iş hakkında verilen pâdişah emri. Önceleri sadrâzamların arzları üzerine, yâni telhis ve takrirlerin üst kenarlarına yazılan pâdişah mütâlaalarına hatt-ı hümâyûn denilirdi. 1839’dan îtibâren ise pâdişâh emirlerine “irâde, irâde-i şâhâne” veya “irâde-i seniyye” denilmeye başlandı.

Hatt-ı Hümâyûnda, konu ile ilgili belge, ekleriyle birlikte pâdişâha sunuluyordu. Pâdişah da konu hakkında karârını bizzat kendi el yazısıyla belgenin üst tarafına yazıyordu. İrâdelerde ise arz tezkiresi adı verilen telhisler, pâdişâha değil “serkâtib-i şehriyâri” denilen başkâtibe yazılmaya başlandı. Pâdişahın kendisine okunan arz tezkirelerinde belirtilen konu hakkındaki kararı serkâtib tarafından aynı tezkirenin sol alt köşesine yan olarak yazıldıktan sonra yine sadrâzama iâde edilirdi.

İrâdeler, sadrâzamlardan başka diğer nâzırlara da tebliğ olunurdu. Ayrıca 1908’e kadar diğer nâzırlar da resmî veya husûsî meselelerde arzlarda bulunur ve irâde-i seniyye alabilirdi. Fakat 1908’den sonra sâdece sadrâzamlara münhasır kaldı. Bu dönemde pâdişâhlar, nâzırlar heyetinin(Bakanlar kurulunun) kararlarını imzâlamakla iktifâ ettiler(yetindiler).

Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Bu ay öne çıkanlar