2011-03-19

Fatih'in yanındaki yeniçeri


Fatih'in yanındaki yeniçeri




Fausto Zonaro’nun Fatih’in şehre girişini ve gemileri karadan yürütmesini tasvir eden tablolarını bilmeyen yoktur. Zonaro’nun bu tablodaki çizimi yaparken Hasan Rıza’nın yıllar önce yaptığı çizimlerden esinlendiğini hatta bire bir aynısını yaptığını biliyor muydunuz? Neredeyse aynı olan iki çizimi birbirinden ayıran bir fark dikkat çekiyor. Fatih’in şehre girerken solunda bulunan silahlı bir yeniçeri…

Son devir Osmanlı ressamlarının en meşhurlarından olan Hasan Rıza, Osmanlı-Rus harbi çıktığında eserlerini korumak için öldürülmüşse de, sanat kaderi Zonaro ile çakışacaktır.

İstanbul’un fethi dendiğinde zihnimizde canlanan şeylerden biri de Fatih Sultan Mehmed’in şehre girişini gösteren tablodur. Bu tabloda Fatih, beyaz bir at üzerinde zırhlı olarak tasvir edilmiştir. Hemen arkasında; bir tanesinde fetih suresinin ilk iki ayeti, diğerinde de kelime-i tevhid yazılı iki al bayrak bulunmaktadır.

Fatih’in atının hemen sağ yanında, hocası Akşemseddin’i görürüz. Yerde insan cesetleri, cansız at bedenleri vardır. Fetih ordusu şehre girmekte ve mukaddes bir an yaşanmaktadır. Fetih gününü anlatan bu nefis tabloda Fatih’in atının sol yanında sakallı bir yeniçeri görürüz. Tüfeğini çapraz tutmuş bu asker, o ânı tuvale geçiren ressamın ta kendisidir.

Sultan Abdülhamid Han’ın emriyle yapılan bu eser, Ressam-ı Hazret-i Şehriyâri   unvanıyla saray ressamlığı görevini icra eden Fausto Zonaro’ya aittir. 1905 yılında tamamlanan eserde Zonaro, kendisini fetih ordusunun bir askeri olarak göstermiştir. Bu bir imza tekniğidir. Ve Zonaro esere kendisini o kadar mahir bir şekilde kompoze etmiştir ki onu tam bir Türk askeri olarak görürüz.

YAVUZ SULTAN SELİM'İN VEFATI

YAVUZ SULTAN SELİM'İN VEFATI 


Pâdişâhın nedîmi Hasan Can anlatıyor: "Hastalığı sırasında ona hizmet etmek şerefinden bir an mahrum olmadım. Geceleri sabahlara kadar, mum gibi için için yanarak karşılarında dururdum. Bir hizmeti olmadığı zaman, onun arzusu üzerine yanında otururdum. Kâh mübarek elleri elimde, kâh asîl ayakları dizimde idi. Cerrahların müdâhalesi esnasında, kâh omzuma dayanır, kâh cerrahların yaptıklarına bakmaya memur ederdi...

Vefatında Kur'ân-ı Kerîm okumak ve Kelime-i şehâdeti telkinde bulunmak vazifesini ben gördüm. Son nefesine kadar bir an yanından ayrılmadım. Hattâ son nefesini vereceği sırada, bu hakire hitap edip buyurdular ki: "Hasan Can, bu ne hâldir?" Ben de dedim ki: "Sultânım, Allahu Teâlâ ile olacak zamandır." 


Buyurdular ki: "Bizi bunca zamandan beri kimin ile bilirdin? Cenâb-ı Hakk'a teveccühümüzde kusur mu gördün?" Ben dahî dedim ki: "Hâşâ ki, bir zaman Allâhü Teâlâ'nın adını anmayı unuttuğunuzu görmüş olayım. Lâkin bu zaman başka zamanlara benzemediği için, ihtiyaten söylemeye cesaret eyledim."
Kısa bir ân geçtikten sonra; "Yâsîn sûresini oku!" diye ferman buyurdular. Emr-i hümâyûnları gereğince, Yasın suresini hatmettim. Benimle beraber okudular. 

İkinci defa okurken; "Selâmün kavlen min Rabbirrahîm" âyetine geldiğim zaman gördüm ki, mübarek dudakları bu âyet-ı kerimeyi okuyarak hareket eder ve o anda, önce sağ şehadet parmağını kaldırıp diğer mübarek parmaklarını sıkıp temiz ruhunu teslim etti."

YILDIRIM BÂYEZÎD'İN İADE ETTİĞİ YEMİN

YILDIRIM BÂYEZÎD'İN İADE ETTİĞİ YEMİN


Yıldırım Bâyezîd'in Niğbolu zaferi tarihin en büyük muharebelerinden biri sayılır. 120.000 kişilik haçlı orduları 90.000'e yakın zâyiât verdi. Çok azı kaçmayı başarabildi. Geri kalanlar esir edildi. 

Esirler, Edirne ve Gelibolu üzerinden Bursa'ya gönderildi. Yıldırım Han Bursa'ya gelince esirlerin tamâmını fidye karşılığı serbest bıraktı.

Esirler arasında bulunan Korkusuz Jean ve arkadaşları; "Bu andan îtibâren Yıldırım Bâyezîd'e karşı gelmeyeceğimize ve ona karşı silah kullanmayacağımıza namusumuz ve şerefimiz üzerine and içeriz." diye yemin edince; Yıldırım Bâyezîd; "Bana karşı silah kullanmayacağınıza dâir ettiğiniz yeminlerinizi size iade ediyorum. Gidiniz ordular toplayınız, benim ülkeme geliniz. Bana bir kere daha zafer kazanma imkânı vermiş olursunuz. Zira ben, Allâhü Teâlâ'nın dînini yaymak ve onun rızâsını kazanmak için dünyâya gelmişim." dedi.

UYKU NEDİR? ( Cennet ehli ölümsüzdür ve uyumaz )

Uyku nedir? (Cennet ehli ölümsüzdür ve uyumaz)



Uyuyan kimse hareketsiz ve yarı şuur hâlinde olduğu için ölüye benzetilmiştir. Hattâ uykuya "yarı ölüm" veya "ölümün kardeşi" denmiştir. 

Nitekim Câbir (r.a)'ın rivayetine göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e "Yâ Rasûlullâh, cennet ehli uyur mu?" diye sorulduğunda "Hayır uyumaz! Zîrâ uyku ölümün kardeşidir. Cennet ehli ölümsüzdür ve uyumaz." buyurmuştur.

Kur'ân-ı Kerîmde ise "O Allah ki, geceleyin sizi vefat ettirir, uyutur. Bununla beraber gündüz kazandıklarınızı bilir, tutar sonra sizi onun içinde ba'seder ki mukadder olan ecel tamamlansın..." (Sûre-i En'âm, âyet 60)


Uyku; bilhassa gece uykusu, bedeni dinlendirir. İnsanı sıkıntılarından, belli bir süre uzaklaştırır, sinir ve kaslardaki gerginlikleri giderir, vücutta bir rahatlama ve dinlenme meydana gelir. Uyku, yeme içme gibi bir ihtiyaçtır.
Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de 
"Hem o Rabbindir ki, size geceyi bir libâs (elbise) yaptı, uykuyu bir istirahat, gündüzü de yeni bir hayât kıldı." (Sûre-i Furkan, 47)

"Uykunuzu bir dinlenme kıldık, geceyi de üzerinize bir örtü yaptık. Gündüzü ise maîşetiniz için çalışma zamanı kıldık." (Sûre-i Nebe, 9-11)

"Ve onun âyetlerindendir, gecede ve gündüzde uyumanız..." buyurulmaktadır. (Sûre-i Rûm, 23)


OSMANLI VE AVRUPA

OSMANLI VE AVRUPA


  • Hiçbir Osmanlı (sultanı) belli bir yerden kız almazdı. Mutlaka çok uzak, bilinmez yerden kız alırdı. Akrabalığa bağlı istismarın olmamasına azami dikkat gösterilirdi. Onun için Osmanlı’da bir saray aristokrasisi teşekkül etmemiştir.
  • İmparatorluk sömürgeye ve tahakküme dayanır. Osmanlı, Devlet-i Aliyye’dir. Batının anladığı manada sömürgeci değildir.
  • Avrupa İslamiyet kelimesini telaffuz etmekten büyük bir titizlikle kaçar. Avrupalı için İslam yoktur, Muhammediler vardır. Kur’an Allah’ın kelamı değil Muhammed’in eseridir. MeselaOsmanlı tarihini kendisinden öğrendiğimiz Hammer, “Muhammediler Kur’an’ın Kelamullah olduğuna inanır. Biz de aynı kesinlikle Muhammed’in kelamı olduğuna” der.
  • Evet, Hristiyan dünyanın İslamiyet’e bakışı düşmanca olmuştur hep. Avrupalının ilmi ve Cihanşümül tecessüsü, İslamiyet’in sınırlarında durur. Haçlılardan bu yana Avrupalının amacı, İslamiyet’i tanımak değil, İslamiyet’i yıkmaktır.
  •  (Cemil Meriç’ten)

BİR ZAMANLAR BÖYLE İDİK

BİR ZAMANLAR BÖYLE İDİK



Bir seyyahın(gezginin) hatıratından;
Bu gün kendi eşyamla, yol arkadaşım olan eski bir Macar Zabitinin(subayının) eşyasını taşımak için bir köylünün arabasını kiraladım.

Buralarda yatağın hayali bile mevcut olmadığı için, gece üstüne uzanmak için biraz kuru ot satın almak isteyince, son derece nazik bir Türk bana refakat teklifinde bulundu. Arabasını kiraladığım köylü de öküzlerini koşumdan çıkarıp bizi bütün eşyamızla beraber sokağın ortasında bıraktı. Sandıklar, portmantolar, denkler, paltolar, kürkler, atkılar hep açıktaydı. Ben onun uzaklaştığını görünce dedim ki;
-         “Burada birisi kalmalı…” Yanımdaki Türk hayretle sordu:
-         “Niçin?”
-         “Eşyalarımızı beklemek için.”
-         “A!. Ne lüzumu var. Eşyalarınız bir hafta burada kalsa bile dokunan olmaz.”

Ben bu sözü kabul ettim ve döndüğümde her şeyi yerli yerinde buldum.

Şu noktayı da unutmamalı ki, o sırada İslam askerleri bile mütemadiyen gelip geçmekteydi. Bu vak’a bütün Londra kiliselerinin kürsülerinden Hristiyanlara ilan edilmelidir; içlerinden bazıları rüya gördüklerini zannedeceklerdir. Artık uykularından uyansınlar!

(A. Ubucini, 1855)

Gayri Müslimlerin ölülerine rahmetli demek caiz midir?

Dinler arası diyalog iddiası ile kurulan tuzaklar dinmek, tükenmek bilmiyor...


Gayri Müslimlerin ölülerine rahmetli demek caiz midir?
Bazıları, “Papanın imansız öldüğünü nereden biliyorsunuz, belki son nefesinde iman etmiştir. Bu bakımdan ‘rahmetli papa’demek gerekir. İman kalbde bulunur. Kalbde iman olduğunu Allah bilir. Başkası bilemez. Kalbinde iman bulunan kimseye, mesela papaya kâfir diyenin kendisi kâfir olur. Gayri Müslimlere de imanlı olabilir gözü ile bakmak, onları sevmek gerekir. Papa gibi yaşlı ise elini de öpmek gerekir” diyorlar.
Gayri Müslimlerin ölülerine rahmetli demek caiz midir?


CEVAP
Dinimiz zahire göre hükmeder. Müslüman olduğunu söyleyen ve küfre sebep olan bir sözde ve işte bulunmayan kimsenin bir sözünden veya işinden hem imanı olduğu, hem de imansız olduğu anlaşılırsa, imanı olduğunu anlamalı, dinden çıktı dememelidir. Fakat bir kimse, gayri Müslim ise, buna kâfir denir. Kâfirlerin ölüsüne dirisine dua eden, onlara rahmetli diyen kimse, eğer Müslüman ise, o da kâfir olur.
Sualdeki aynı bozuk mantık, puta tapanlar için de, ineğe maymuna tapanlar için de, Ay’a Güneş’e ağaca tapanlar için de ve diğer bütün kâfirler için de kullanılabilir. Peki ama bunun Müslümanlıkla ne alâkası olur? Bu tür iddialar, “âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere, Allah indinde hak dinin İslam olduğuna inanmıyorum” demenin kamufleli şeklidir!…

***

Soru: Anam babam gayri Müslim idi. Şimdi öldüler. (Ya Rabbi, anama babama rahmet eyle, onları affet) diye dua etmem caiz midir?

Batılılar Afrikaya geldiklerinde...

Dikkat Misyonerler var! Diyalogcu kılığındalar!




Batılılar Afrikaya geldiklerinde bizim topraklarımız Hıristiyanların ise İncilleri vardı.
Hıristiyanlar bizden gözlerimizi kapayarak dua ve ibadet etmemizi istediler.
Gözlerimizi açtığımızda bizim ellerimizde İnciller vardı, onların ayaklarının altında ise bize ait topraklar.
(20.yüzyılın başları Jomo Kenyatta. Afrikalı bir aydın.)

Vatikan Artık Rahat Uyuyor! Buna izin verme...


Vatikan Artık Rahat Uyuyor! Buna izin verme...




Tarih boyunca hep öyle olmuş; hakim kültür, hakim güç, diğerlerini kendi potasında eritmeye çalışmıştır. Bu tehlikeyi gören, bilen, tedbirini alan kendini koruyabilmiş, en azından bozulmaktan, yok olmaktan kurtulmuştur.

Bugün de yapılan budur. Batı,kültürünü bütün dünyaya enjekte etmekte, kendi örf ve adetini, yaşayışını, dinini hakim kılmaya çalışmaktadır. Batı görünüşte, biz laikiz, Hıristiyan dininin etkisi altında değiliz dese de, her insan kendi dinin yayılmasını, dindaşlarının çoğalmasını ister, bu insanın tabiatında vardır.


Papa, dünyadan iki kişiyi GİZLİ KARDİNAL TAYİN ETTİ

Papa dünyadan iki kişiyi gizli kardinal tayin etti.

Fethullah Hoca’nın Papa’ya hitabına bakalım lütfen:
“Papa cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog için Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz.”

(10 Şubat 1998, Zaman)


Demek ki Dinlerarası Diyalog denilen çalışmayı kim başlatmış? Papa!

Veee, Fethullah Hoca “Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere” orada bulunuyormuş! Dikkat, dikkaaat! İslam misyonunun bir parçası olarak değil, Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olarak…

Ne demek bu beyler, ne demek? O Papa ki, bir taraftan dinlerarası hoşgörü turları atarken, diğer taraftan bizi içimizden vuruyor.

Nasıl vuruyor bakın: Hristiyan teoloji uzmanı Aytunç Altındal’ın açıkladığına göre Papa, 1998’de Fethullah Hoca’yla görüşmesinden sonraki günlerde, dünyadan iki kişiyi gizli kardinal tayin etti. Bu gizli kardinaller başka bir dinin mensuplarından seçildi.

Yapılan araştırmaya göre, bu gizli kardinallerden birisi İslam dünyasında “alim” olarak bilinen birisidir. Bu gizli kardinal, mensup olduğu dinin veya mezhebin batıl olduğunu, gerçek dinin Hıristiyanlığın Katolik yorumu olduğunu ilan eder ve bağlılarıyla birlikte bu dine geçer.

ALİ EREN

----

Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Bu ay öne çıkanlar