2011-06-26

MÜRŞİD-İ KAMİL ve ÖZELLİKLERİ

MÜRŞİD-İ KAMİL ve ÖZELLİKLERİ


Hakiki Mürşidi Kamilin özellkleri(imam Gazali)

MÜRŞİD VE TERBİYE

Bil ki, Hak yolcusuna, terbiyesiyle ondaki kötü ahlakı çıkarıp yerine güzel ahlakı koyacak, onu yetiştirecek bir mürşide, rehbere ihtiyacı vardır. Terbiye, mahsulünün olgun ve güzel olması için tarlasındaki dikenleri ve yabancı otları söküp atan çiftçinin işine benzer. Doğru yola girmek isteyen için, onun Allah’a (c.c) giden yolları gösterecek bir hidayet rehberinin olması gerekir. Çünkü Allahu Teâlâ, kullarını kendi yoluna ulaştırması için peygamberler göndermiştir. Risalet halkasının en sonuncusu olan Peygamber Efendimiz (s.a.v)’de bu dünyadan, ahırete irtihal edince, yerine insanlara yol gösterici halifeler bırakmıştır. Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) halife (vekil) olabilmenin şartı öncelikle alim olmaktır; fakat her alim de vekil olmaya uygun değildir.
Şimdi de sana Hz. Peygamber’e (s.a.v) vekil olabilecek kişinin bazı alametlerini kısaca açıklamak istiyorum. Öyle ki, her alim olduğunu söyleyen, mürşit olduğunu iddia etmesin..

HAKİKİ MÜRŞİDİN ALAMETLERİ ve MÜRİDİN GÖREVLERİ


Biz deriz ki: Mürşit , dünya ve makam sevgisinden yüzünü çevirmiş, onun da tabi olduğu kişilerin silsilesi Hz Peygambere (s.a.v) kadar ulaşan, bununla beraber güzel ahlak sahibi, nefsini az yemek, az uyumak, çokça namaz kılmak, sadaka vermek gibi yönlerden terbiye eden kimsedir. Ayrıca o, basiret sahibi bir şeyhe tabi olarak, sabır, dua, şükür, tevekkül, yakîn, kanaat, nefis huzuru, ağırbaşlılık, tevazu, ilim, sadakat, haya, vefa, vakar, sükunet ve temkinli olmak gibi güzel ahlakları kendinde bulunduran birisi olmalıdır. İşte bu kişi, o zaman Hz. Peygamberin nurlarından bir nurdur. Bu zatın kendisine uyulması uygundur. İşte böyleleri, Kibrit-i Ahmer (kırmızı kükürt) gibi, nadiren bulunurlar. O kişi ne mutlu bir kimsedir ki, yukarıda bahsettiğimiz gibi bir şeyh bulur, o da onu kabul eder.. Bu takdirde müride gereken, zâhiren ve bâtınen şeyhine hürmet ve saygı göstermektir.
Zâhiren saygı göstermek şöyle olur: Onunla tartışmamalıdır. Ne kadar da mürşidinin hata yaptığını bilse bile, her mesele hakkında karşıt deliller getirmek gibi şeylerle meşgul olmamalıdır. Namaz vakitleri haricinde önüne seccade sermemelidir; bunu sadece namaz vakitlerinde bunu yapmalı, namaz bitince de seccadesini kaldırmalıdır. Onun huzurunda çokça nafile namaz kılmamalıdır. Gücünün yettiği kadar şeyhinin emrettiği şeyleri yapmaya gayret göstermelidir.
Bâtınen saygı göstermek ise şöyledir: Nifak ile damgalanmamak için, ne söz ne de fiil ile, zâhiren ondan işitip kabul ettiği şeyleri bâtınen inkar etmemektir. Eğer buna güç yetiremiyorsa içi ile dışı bir olana kadar mürşidini yanından ayrılmalı, kötü kişilerle de arkadaşlık etmekten sakınmalıdır ki, insanların ve şeytani cinlerin üzerindeki tesirini azalsın. Bunu kalbinin ıslah olması ve şeytanî lekenin üzerinden kalkması için yapmalıdır. Ve o her hâl-ü karda fakirliği zenginliğe tercih etmelidir.

TASAVVUFUN İKİ ÖZELLİĞİ
Bundan sonra sen bil ki, tasavvufun iki özelliği vardır:
İstikamet
İnsanlara karşı sükunet
Kim dinde istikamet üzerine olur, insanlara karşı da ahlakını güzelleştirir ve de onlara karşı hilim ile muamele ederse o sûfîdir.
İstikamet, nefsinin arzu ve isteklerini yine nefsin için feda etmektir.
İnsanlara karşı iyi huylu olmak ise, insanları kendi isteklerine çekmek değil, bilakis dine ters düşmediği müddetçe, onların arzu ve isteklerini nefsine çekmektir.

KULLUK, TEVEKKÜL, İHLAS VE RİYA NEDİR?
Sonra bana (mektubunda) kulluktan sordun; .bu da üç şeydir:
Dînî hükümleri korumak.
Allahu Teala’nın taksimine ve kaza-kadere razı olmak.
Allah’ın (c.c) rızasını isterken nefsinin rızasını terk etmek.
Tevekkül nedir diye de sormuştun;
Tevekkül: Allahu Teâlâ’nın vaat ettiği şeyler hakkında inancının sapa sağlam olmasıdır. Yani, alemdeki bütün her şey, onu senden çevirmeye uğraşsalar bile, Allahu Teâlâ’nın senin için takdir ettiği şeyin sana ulaşmasıdır. Ve yine alemde olan bütün her şey uğraşsa da, senin için yazılmayan şeyin sana ulaşmamasına kesinlikle inanmandır.
Bir de ihlastan sormuştun;
İhlas: Amellerinin tümünü Allah (c.c) için yapman, kalbinin insanların övgüsüne sevinmemesi ve de onların yermelerine aldırış etmemendir.
Bil ki riya, insanların seni övmesinden ve yüceltmesinden kaynaklanır. Bunun tedavisi, insanları Allah’ın kudreti altın boyun eğmiş olarak görmen ve onların sana bir rahatlık ve sıkıntı ulaştıramama hususunda cansız varlıklar olduğunu düşünmendir. Ne zaman ki insanları (sana rahatlık veya sıkıntı verme yönünden) irade kudret sahibi kişiler zannedersen, riyadan asla kurtulamazsın.

Kaynak: Hakiki Mürşidi Kamilin özellkleri(imam Gazali)


******

Âlimlerin örfüne göre, bütün ilim sahipleri kendi meslek alanlarında derecelere tabi tutulmuşlardır. Her biri Allah’a davet makamı sayılan bu ulvi meslek, gerek ayet ve gerekse hadislerde övülmüş bir meslek olup, Peygamberliğin şubesi niteliğinde ele alınmıştır. Bundan maksat, Peygamberlerle Âlimlerin mesleklerinin aynı olduğudur. Ancak aralarında tek fark, derece ve rütbe farkıdır. Bunu böylece ortaya koyduktan sonra, Tasavvuf mesleğinde Âlimler, Serzakir, Halife, Şeyh, Üstad, Mürşid, Mürşid-i Kamil, Pir gibi kavramlarla tarif edilirler. Bu tarifler de seviyeye göre yapılan bir derecelendirme tasnifidir.
Mürşid-i Kamil zât o kimsedir ki, İlme’l-Yakin’den, Ayne’l-Yakine, Ayne’l-Yakin’den Hakka’l-Yakine vasıl olan, Cenab-ı Zül celal Hazretlerinin zâtında değil, sıfatlarında Fani olan, Rasulullah (sav) Efendimiz tarafından da kendisine hil’at giydirilen, başına taç konulan, insanlığı irşad etmek için manen görev verilen kimsedir. Kamil bir Mürşid, Velayet yahut Veraset nuruyla nurlanmıştır. Bu sebepten ötürü “Varis-i Nebi” Makamı ile şereflendikleri için, şekline, suretine şeytanın giremediği seçilmiş zâtlardır.
Mürşidi Kamil, insanları Allah-ü Teâlâ’ya vuslat etmek vazifesi olan ve Rasulullah Efendimize hakiki varis kılınmış kişidir. Böyle bir mürşid-i Kamil, yine üstadı olan başka bir mürşidi kâmil tarafından yetiştirilir ve bu üsdatlar silsilesi ta Rasulullah (sav) Efendimize kadar uzanır.
Her Mürşidi Kamil manevi olarak icazet alır. Mana âleminde Rasulullah (sav) tarafından vazife ve icazet verildikten sonra, Rabbimiz ilmi ledünden onun kalbine akıtır. Böylece Mürşidi Kamil, peygamber varisi olarak insanların nefis terbiyesine ve Allah’a vuslat bulmalarına vesile olur.
Mürşidi Kamil olan zâtlar, Hem zahir, hem de batın olarak Rasûlullah (sav) Efendimizin tamamen varisidirler. Mana âleminde icazetlerini Rasûlullah (sav) mühürlediğinden bu zâtlar, mahfuzdurlar, yani hıfz olunurlar.
Rasulullah (sav) Efendimizin:
“Âlimler peygamberlerin varisleridir”
“Benim ümmetimin âlimleri İsrail oğullarının peygamberleri gibidir.”(Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ)buyurduğu zümre Mürşidi Kamillerdir.

Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Bu ay öne çıkanlar