2011-07-09

Dikkat Misyoner Var

Dikkat Misyoner Var


Misyonerlerin, müslümanların inançlarını bozmak için takip ettikleri metodlardan bâzıları:

1 - "İslâm ibâdet dînidir, dünyâya âit meselelerle alâkadar olmaz" inancını yerleştirmek. İslâm dîni; îtikâd (inanç), ahlâk, ibâdet, muamelat, ukûbât müeyyidelerden müteşekkil bir bütündür. Böylece dînin sâdece ibâdet kısmı alınarak diğer kısımlarını yok saymak.

2- Gizli-âşikâr şu dört şeyi yaymak: İçki, kumar, zina ve domuz eti. Bu maksatla "insan müptelâ olmadıkça, hoş vakit geçirmek için, biraz kumar oynamanın ve sarhoş etmeyecek kadar içki içmenin herhangi bir mahzuru yoktur" derler.

Halbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır."

3- "Peygamberlerin İslâm'dan kastının, mutlak din olduğu, Hıristiyanlık, Yahudilik gibi dinlerin de ona ulaştıracağı" bozuk fikrini yerleştirmek. Cennete gitmek için, Allah'a inanmanın kâfî geleceğini; peygamberlere îmânın şart olmadığı fikrini yayarak peygamberleri ve husûsî ile bizim peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafâ'yı (s.a.v.) devre dışı bırakmaya çalışmak.

4- Müslümanların inanç esaslarına bid'atler(İslama sonradan sokulan bozuk inanışlar) sokup, islâm'ı gericilik ve terör dîni olmakla itham etmek.

5- "Dînde zorlama yoktur" diyerek, bilhassa kadınlara, hürriyet sevdası aşılamak ve emr-i bi'l-mârûf, nehy-i ani'l-münker vazîfesini (iyiliği emredip kötülükten men etmek vazifesini) unutturmak.

6- İslâm'da kadınla erkeğin eşit olmadığından, İslâm'ın kadın haklarını ihlâl ettiğinden, kadınlara hakaret ettiğinden bahsederek kadını kullanmak. Buna delil olarak "Erkekler kadınlar üzerine kavvâmdırlar (hâkimdirler)" (Sûre-i Nisa, 34) âyet-i kerîmesini okurlar.

Halbuki âyet-i kerîmedeki kavvâm; "kadının işine bakan ve onu muhafaza eden" demektir. Erkek, kadının hakkına, malına, namusuna sahip çıkan, kadın zengin bile olsa onun ihtiyaçlarını karşılamakla mükellef olan ve bütün tehlikelerden koruma vazîfesini üstlenen mânâsına, yaradılış olarak kadından güçlü ve üstündür.

7- Müslümanları İbâdetlerden soğutmak, Namaz'dan soğutmak İçin; Allah (c.c), "Beni anmak İçin namaz kıl" (Sûre-i T&hi, 14) buyuruyor, Demek ki namaz kılmaktan maksat Allah'ı (c.c.) hatırlamaktır, 0 hâlde İllâ namaz kılmaya gerek yok. Onu hatırda tutmak kâfidir, derler.Oruçtan soğutmak İçin de; hastalar ve seferde olanlar İçin nâzll olan hükmü ortaya koyarak, derler ki: Bakın, Allah (c.c.) oruç hakkında "Oruç tutmanız sizin İçin daha hayırlıdır" diyor, yoksa İllâ oruç tutmayı emretmiyor, 0 hâlde oruç tutulmasa da olur.

Halbuki âyet-l celîlenin tamâmı (meâlen): "Ey îmân edenleri Üzerinize oruç farz kılındı. Nitekim sizden öncekilere de farz kılınmıştı, tâ ki sakınasınız. Sayılı günler, sizden her kim hasta olur veya sefer üzere bulunursa tutamadığı günler adedlnce sâlr günlerde -tutar-, oruca pek zor dayanabilecek kimse üzerine fidye (bir miskin yemeği) farzdır. Her kim hayrına (fidyeyi) artırırsa, hakkında daha hayırlıdır. Bununla beraber oruç tutmanız sizin İçin daha hayırlıdır, eğer bilirseniz." (Sûre-i Bakara, 183-184) böyledir ve apaçıktır.

Bütün ibâdetlerden soğutmak için de: "Din kalbin temizliği, ruhun selâmeti ve başkalarının hakkına tecâvüz etmemektir. Din sevgidir. Eğer bu mânâ kalbinde yerleşmişse, artık dînin sana vereceği bir şey yoktur. Senin yeter ki kalbin temiz olsun.Kur'ân-ı Kerîmde meâlen: "Sana yakîn gelinceye kadar, Rabbine ibâdet et" (Sûre-i Hicr, 99) buyurulmuyor mu?O hâlde Allah'a ve âhiret gününe dâir, kalbinde kat'î bir îtikâd hâsıl olunca, artık ibâdete lüzum kalmamış olur" diyerek müslümanları, dünyâya gönderiliş gayelerinden uzaklaştırmak isterler.

Buradaki "yakîn"den murad, ölümdür, yoksa "Allah'a ve âhiret gününe dâir, katî bir îmân ve itikat" mânâsına değildir. "Sana ölüm gelinceye kadar ibâdet et" manasınadır. Çünkü bu emrin muhatabı, Peygamber Efendimiz'dir. Bütün peygamberler gibi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, ömrü boyunca ibâdet etmiş, hiçbir zaman ibâdetten vareste olmamıştır.Şayet yakîne, "Allah'a ve âhiret gününe kat'î îtikâd" mânâsını verecek olursak, "Peygamberler, kalplerinde bu mânâyı hiçbir zaman tahsil edememiştir" netîcesi çıkar ki, bu büyük bir iftira ve büyük bir zulümdür.

Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Bu ay öne çıkanlar