2011-11-18

Atatürk Çarşaf Giyip Kaçtı mı? Sabetaycılar neden kendi kurdukları Atatürkçülüğü yıkıyorlar?

Atatürk Çarşaf Giyip Kaçtı mı? Sabetaycılar neden kendi kurdukları Atatürkçülüğü yıkıyorlar?


Cumhuriyet Gazetesi Haber Müdürlüğü görevini yapan İpek Çalışlar, Latife Hanım adını verdiği bir kitap yazıyor. Kitabı okumadım, gerek de duymuyorum. Basında hakkında çıkan yazılara göre kitapta Topal Osman kendisini öldürmek üzere Çankaya’yı kuşatma altına aldığı sırada, kadın ve çocukların çıkarılmasına izin vermesi üzerine Atatürk’ün, eşi Latife Hanım’ın önerisi üzerine çarşafını giyip Köşk’ten kaçtığı yazılıyormuş.

Basında ifade edildiğine göre nihayet savcılık bir vatandaşın suç duyurusunda bulunması üzerine harekete geçip söz konusu yazar hakkında Atatürk’ü Koruma Yasası gereğince soruşturma başlatmış.

Sabetayist Cemaatin oldukça etkili olduğu kurumlardan biri de yüksek yargı kuruluşları.Eğer böyle bir kitabı dindar bir Müslüman yazar yazsaydı ülke ayağa kaldırılır, cumhuriyet, laiklik, devrimler, rejim elden gidiyor diye ne yaygaralar koparılırdı. Ama kitabın yazarı Sabetayistlerin yuvalandığı solcu Cumhuriyet Gazetesi’nin bir mensubu olunca ancak suç duyurusu üzerine kerhen bir dava açma girişiminde bulunuluyor.


Ciddi bir hukuk devletinde yasalar herkese aynı şekilde uygulanır. Mademki yürürlükte Atatürk’ü koruyan bir yasa var, kim çiğnerse yasa eksiksiz fazlasız uygulanmalıdır. Eğer böyle bir yasaya gerek yoksa yürürlükten kaldırılmalıdır. Çağdaş parlamentolar bunun için var.

Peki, bu yasaya niye gerek görülmüş? Türkiye Cumhuriyeti devleti kurucusu sıfatıyla Atatürk için bir milli kahraman imajı inşa edilmiş ve ülkenin meşruiyeti, birliği, bütünlüğü buna dayandırılmıştır. 20. Asrın başlarında oluşturulan ulusal devletler hep böyle kuruldular. Kimse kahraman Atatürk imajını zedelemesin, ülkenin temel dayanağı olarak ona izafe edilen devrimlerin yaşatılmasında sorunlar oluşturmasın diye bu yasa Demokrat Parti gibi sağcı bir iktidar tarafından çıkartıldı. Bu yasa aslında Sabetayist Cemaatin kurup yönettiği rejim için Müslümanların potansiyel tehdit ve tehlike unsuru olarak görülmesinin tipik yansımalarından biridir.

Ama şimdi durum değişti…Rejimin işleticisi konumuna, tehdit unsuru diye her sahadan dışlanıp kırsal alandan başka yaşam şansı bırakılmayan Müslüman Türkler geldi. Atatürk’ü Koruma Kanunu’nu bu kez dindarlar değil laik kesimler ihlal etmeye başladı. Hem de gayet planlı, programlı, sistematik ve çok da etkili bir şekilde. Asıl ilginç olan ise yargının bu kesimlerin Atatürk’ü koruma yasasını ihlaline karşı oldukça duyarsızlığı…

Süleyman Yeşilyurt diye biri “Ata’nın hayatındaki 19 kadın” adını verdiği kitabında neler yazdı neler… Üstelik de Atatürk ve devrimlerinin bekçiliğini misyon edinmiş gazeteler sürmanşetten haberini yaptılar. Kimseden çıt çıkmadı.
Hürriyet Gazetesi Çankaya’da bir sokağa ismi verilen “Türk ırkını ıslah etmek için damızlık erkek ithal edelim” önerisi ve İngiliz ordusunu kast ederek “Balkanlar’da vahşeti durduramadık ama Çanakkale’de medeniyeti durdurduk” yakınması ile ünlü Dr. Abdullah Cevdet’i Atatürk’ün Elazığ milletvekili adayı göstermek istediğini, karşı çıkılınca vazgeçtiğini yazdı. Kimsenin gıkı çıkmadı.

Can Dündar Milliyet’teki köşesinde, Kubilay olayında oralı bile olmayan bir esrarkeş ayaktakımının işlediği cinayet yüzünden Atatürk’ün Menemen’in yakılıp yıkılmasını, haritadan silinmesini emrettiğini ve onlarca kişinin suçsuz olarak idam edildiğini yazdı. Kimsenin gıkı çıkmadı.

Sabah Gazetesi Atatürk’ün Latife Hanım ile evli iken aşk ilişkisi kurduğu Fikriye adındaki kadının Köşk’ten kovulurken iddia edildiği gibi intihar etmediğini, aksine bindiği faytonda tabanca ile vurulduğunu, ölmeyince hastaneye kaldırılıp orada ilaçla hayatına son verildiğini haber yapıp yarım sayfalık yer verdi. Kimseden bir ses çıkmadı.

Bu kez de en Atatürkçü gazete diye bilinen Cumhuriyet’in haber müdürlüğü görevini deruhte eden bir hanım yazar adeta Kahraman Atatürk imajını yerle bir etmek için Köşk’ten, hem de eşinin önerisi üzerine çarşafını giyip Topal Osman’ın kuşatmasından kaçtığını ve canını ancak böyle kurtarabildiğini yazıyor. Savcılık ancak bir vatandaşın suç duyurusu üzerine harekete geçip soruşturma başlatıyor, dava açıp açmayacağı ise henüz belli değil…
Bütün bunlar durup dururken boşuna mı tarihin karanlık dehlizlerinden gün ışığına çıkartılıp güncelleştirilerek gündem oluşturuluyor? Bunu yapanların hiçbir art niyetleri ve kötü emelleri yok mudur sanılıyor…

Bu konularla ilgili bu sütundaki bir yazımızın başlığı Atatürk’ten ne istiyorlar? İdi. Daha önce de yazdık; biz Atatürk’e yönelik yayın yoluyla yapılan bu planlı, programlı, organize, sistematik saldırılara Atatürkçülük ideolojisi adına karşı çıkıyor değiliz. Bu saldırılara vesile yapılan iddiaların aslısız olduğunu söyleyecek konumda da değiliz.

Ancak bugüne kadar en hararetli Atatürkçü diye bilinen hepsi de fanatik laik olan bu çevrelerin asıl hedefi Atatürk ve Atatürkçülük değildir. Bunların asıl hedefi doğrudan bu ülkedir, birliği ve bütünlüğüdür. Açıkçası bunu yapanlar Sabetayist çevrelerdir. Bu ülkeyi bugüne kadar Atatürkçülük adına yönetmek için kahraman Atatürk imajı inşa edenler de onladır, şimdi bu imajı yıkanlar da.

Şimdi de “Eğer bu ülkeyi biz yönetmeyeceksek yıkılsın, yok olsun” yaklaşımı içerisinde hareket ederek ülkenin birlik ve bütünlüğünün temel dayanağı olan devletin kurucu lideri Atatürk’ün topluma mal olmuş bu imajını yıkıp ortalığı karıştırmak istiyorlar.

Ne yazık ki bazı dindar çevreler de bundan kendi beklentileri adına yarar umuyorlar. Hiç şeytandan hayır umulur mu? Eğer Sabetayist unsurlar bir konuda organize ve sistematik bir çaba sarf ediyorlarsa bunun mutlaka hesabı kitabı yapılmış bir amacı vardır. Ve bu mutlaka Müslümanların aleyhinedir.

Erbakan’ın ünlü sözlerinden biri de Yahudi yanlış tuşa basmaz şeklindedir. Nasıl ki İblis şeytanlık yapmada hata yapmaz, Yahudi de fitne fesat çıkarırken asla yanlışlık yapmaz. Dolayısıyla Atatürk’ü sevmeyen birtakım dindar çevrelerin bu saldırılardan hayır ummaları tam bir gaflettir. Şeytana karşı gaflette bulunmak nasılsa Yahudi’ye karşı da gaflette bulunmak öyledir.

Ama asıl sözümüz üst düzey yargı kodamanlarına. Beyler mademki Atatürk’ü Koruma Kanunu halen yürürlüktedir, o halde uygulatın lütfen. Yürürlükteki yasalar eğer şu veya bu nedenle uygulanmazsa yargı mekanizması laçkalaşıp yalama olur ve caydırıcılığı kalmaz. Bu ise ülkede güvenlik, huzur ve düzenin korunmasında sorunlar oluşmasına yol açar.
Bu devlet, bu ülke, toplumsal güvenlik ve huzur hepimize lazımdır. En kötü düzen düzensizlikten, en kötü otorite başıbozukluktan iyidir. Siyasal rejim boşluk kaldırmaz; yenisi ikame edilmedikçe mevcuttan vazgeçmek doğru değildir. Doğrusu laiklerin Atatürk’e yönelik saldırıları dincilerin saldırılarından çok daha büyük sıkıntılar yaşatır bu ülkeye diye endişe etmekteyiz.

(Vahit Şekerci, Gündem)
14 Haziran 2008

Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Bu ay öne çıkanlar